iPad Versiyonu

Az gittik uz gittik, yedi yıl geçti arpa boyu yol gittik


ŞANT MANUKYAN
ŞANT MANUKYAN

Ağladığı zaman şeker vererek susturduğunuz çocuğunuz bir süre sonra çok fazla şeker yediği için karın ağrısı çeker ve ağlarsa yeniden şeker vermeniz sorunu çözer mi? Yoksa daha kötü bir hale mi sokar? Elbette ikincisi. Zaten ilk günden çocuğunuz şeker için ağladığında kolayına kaçarak şekeri vermek yerine “hayır” demeyi öğrenmeniz gerekiyordu.

Eylül toplantısında faiz artırmama kararı veren FED’in durumu da bu ebeveyn ile aynı diyebiliriz. Piyasaları ürkütmemek, doların kuvvetlenmesini engellemek isteyen FED faiz artışına gitmeyeceğini açıkladı ancak karar sonrası S&P iki günde zirvesine oranla yüzde 3,1 gerilerken euro da tüm primini geri verdi. ABD’de enflasyon tehlikesi olmadığını söyleyenler haklı.

Aslını isterseniz dünyanın genelinde, birkaç ülke hariç, enflasyon tehlikesi yok. Emtia fiyatlarının düştüğü, devletlere güvenin halen yıpranmadığı, ücretlerin çok hızlı artmadığı ve hane halkının halen yüksek oranda borçlu olduğu bir ortamda neyin enflasyonda yukarı trendi tetikleyeceğini söylemek zor. Ancak FED’in faiz artırmasını bekleyenler -ki bu grupta ben de varım ve FED içinden Lacker, Bullard gibi isimler de var- zaten enflasyon tehlikesine dikkat çekerek bir artış talep etmiyor. Hayır, tehlike çok daha farklı. FED faizleri sıfıra çektikten sonra olağanüstü koşullar nedeniyle bilançosunu da 800 milyar dolardan -ki bunun önemli bir kısmı dolaşımdaki paradan oluşuyordu- 4,5 trilyon dolara çıkardı. Tekrarlıyorum, olağanüstü koşullar nedeniyle…

Bu koşulları hatırlatmak gerekirse; yüzde 10’un üzerinde bir işsizlik, deflasyona doğru ilerleyen dezenflasyon, kilitli kredi piyasaları ve başa çıkılması zor bir mortgage geri ödeme yükü. Ancak bugüne geldiğimizde işsizlik oranı yüzde 5,1’e gerilemiş durumda. Yüksek enflasyondan söz edemesek de çekirdek PCE (kişisel tüketim harcamaları) 1,2, CPI (TÜFE) ise 1,8 civarında seyrediyor. Ücretler yüzde 2’nin hemen üzerinde artış gösteriyor. Kredi hacmi ise kriz zirvesini aşmış durumda. Yani ekonominin tam kapasite çalışmadığı ancak olağanüstü bir zayıflıktan da bahsedemeyeceğimiz bir durum.

1990’lardan bu yana enflasyon yüzde 2 seviyesinin üzerinde sadece birkaç yıl seyretti ve genelde altında kaldı. Yüzde 5,1’lik işsizlik oranı ise ortalama 6 seviyesinin altında bir seviye. İşte bu durumda FED’den beklenen, para politikasını bu yeni gerçeğe göre ayarlaması. Yani aşırı gevşekten gevşek bir politikaya geçiş yapması. Bu aynı zamanda FED’in tüm dünyaya ve yatırımcılara “ekonomik ve finansal koşullarda normalleşme sürdüğü için biz de politikamızı normalleştiriyoruz” sinyali vererek güveni artıracaktır. Oysa FED piyasalarda Çin nedeniyle oluşan tedirginliği azaltmak maksadıyla faiz artışını ötelerken denkleme dış piyasaları da ekleyince tam aksi bir etki yarattı.

2009’un ikinci yarısından itibaren büyümeye geçen ABD ekonomisinin fırtına değil rüzgara bile dayanamayacağını, bu nedenle de 25 baz puanlık bir artışın bile yapılamayacağını ima etmiş oldu.

Karşılığını da aldı. Şayet FED ABD ekonomisine güvenmiyorsa, yıllardır süren sıfır faiz ve büyük bilanço uygulamasına rağmen kırılganlık devam ediyorsa yatırımcı neden risk almak istesin? Bir kez daha altını çizmek istiyorum. Finansal piyasalar için de reel ekonomi için de en büyük risk FED’in faiz artırması değil artıramamasıdır. Şayet bu noktadan sonra faizler artamadan yeni bir resesyon başlarsa, ki sürenin çok daraldığını söyleyebilirim, global ekonomiyi bir bunalımdan kimse kurtaramayacaktır. 







Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X