Hızlı giden Mali, geride kalan Para politikası


ALİ AĞAOĞLU
ALİ AĞAOĞLU

Toprağa 'çaktığımız' binalar ne kadar hareketsiz ise, oraya bağlanan sermaye de o kadar hareketsiz hale geldi.

SON BEŞ-ALTI YILDIR “orta gelir tuzağına” yakalanmış olmamız, birçok alanda ekonomimizi yavaşlattı. Bundan çıkış için son yıllarda kamu eliyle büyüme modeline ağırlık verip, dev altyapı yatırımlarına yöneldik. Bunların birçoğunun aynı zamanda devreye alınması bir yandan büyümenin dengeli dağılımına engel olurken, diğer yandan da finansmanda sorun yaşanmasına neden oldu. Bu projelerin birçoğuna uluslararası finansman sağlanamayınca, yerli bankalar aracılığıyla finanse edildiler. Bankacılık sektörü bir yandan bu uzun vadeli krediler, diğer yandan geçtiğimiz ayki yazımda da belirttiğim yeniden yapılandırmalar nedeniyle ekonominin büyümesini finanse edebilecek yeni kaynak yaratma konusunda belli bir noktaya geldiler. Daha ileri gitmekte zorlanmaya başladıklarında yine kamu devreye girdi ve 2017 yılı başında; çok daha önceleri var olan; Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) Hazine limitleri artırılarak ekonomiye can suyu verildi. Kredi bulmakta zorluk çeken şirketlerin ve de dolaylı olarak bankaların imdadına yetişildi.
KGF ile başlayan mali politikalardaki gevşeme yine aynı yıl mobilya ve beyaz eşya sektöründe KDV indirimleri ile devam etti. Bu yılın başında, vadesi gelen KGF’lerdeki limitler yeniden kullandırılırken, son olarak 35 milyar liralık yeni bir imkan daha yaratıldı.
Erken seçimin açıklanmasından önce taşeron işçilerin kadroya alınması ile başlayan, emeklilere her iki bayramda 1000’er lira verilmesi ve vergi ve cezalardaki indirimle devam eden genişleyici mali politikalara hız verildi. Döviz kurları ve uluslararası ham petrol fiyatlarındaki artışın pompa fiyatlarına yansımaması için devlet vergiden dahi vazgeçti.
 
Mali politikaların bu denli hızla genişleyici etki yaptığı bir ortamda, ister istemez ileriye dönük enflasyon beklentilerinde de bozulma oldu.
Piyasalarda “iş gören faizler” TL mevduat cephesinde aylık yüzde 15.50’lere, kredi cephesinde ise yüzde 17-18’lere kadar yükseldi. Buna karşın tamamını Geç Likidite Penceresi faizi olan yüzde 13.50’lik “zımni politika faizi” piyasanın oldukça gerisinde kaldı. Merkez Bankası’nın piyasaların bu kadar gerisinde kalması, diğer yandan rezervlerindeki azalma nedeniyle döviz kurlarına doğrudan satış müdahalesini zor olacağının düşülmesi dövize kurlarında oynaklığı artırdı. Spekülatif yöneliş bir yana, belirsizliğin artması satıcıların geri çekilmesine neden oldu! Denebilir ki, madem TL’nin cazip hale gelmesi için Merkez Bankası’nın faiz arttırması bekleniyordu, piyasa zaten bunu yaptı, işgören faizleri arttırdı. Piyasa katılımcıları için yeterince güven oluşturan bir durum değil bu! Bunun arkasında sağlam bir Merkez Bankası duruşu beklenir, normali budur!
Asıl mesele para ve mali politikaların eşgüdümlü yürütülmesidir. Para politikası sıkılaştırıcı, mali politikalar alabildiğine genişleyici olunca; son iki-üç aydaki oynaklıklar, yükselişler yaşanıyor. İşin en zor tarafı da böylesi ortamlarda kolaylıkla yükselen seviyelerin “makul” kabul edilebilecek seviyelere çekilebilmesinde. Bir anlamda ‘adınız çıktı mı dokuza, inmez sekize” durumu bu! Bu yazı yazıldığı sırada 10 yıllık tahvil getirilerimiz yüzde 15.10 seviyesindeydi. Tam beş yıl önceki yüzde 6, üç yıl önceki yüzde 7 seviyelerine yakın zamanda gelemeyiz belki ama seçimlerden sonraki dönemde, iki politikayı birlikte çalıştırarak bu seviyeleri yeniden hedefe koymalıyız!







Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X